16 Şubat 2015 Pazartesi

BİZ BUYUZ.


Modern dünyada toplumlar yönlendirilirler. Şimdi ülkücü gençlik çıkıp ‘’Bizi kim yönlendirebilir amuğa goyyim’’ diyebilir ama durum böyle. Evet, yiğitliğe bok sürdürmenin vakti geldi de geçiyor beyler. Aslında bunun sebebi de düşüncelerden çok duygulara önem vermemizdir. Futbolda bile ne başardıysak gazla başardığımızı herkes bilir, bilmeyenler Fatih Terim’in UEFA Finali öncesi konuşmasını izlesin. Bizim hiçbir şeyimizde düşünce yok, sistem yok, ihtiyat yok. Anı yaşar ve uygular hale geldik, Carpe Diem’in bokunu çıkardık.

Toplum olarak hareketlerimizi, düşüncelerimizi, davranışlarımızı gözden geçirmeli ve özeleştiri yapmalıyız diyeceğim ama bunu yapabilmek sağlam altyapı ve özgüven isteyen bir şey. Özgüvenden kastım ukalalık değil, aradaki ince çizgi önemli. Gerekli kriterlerse toplumumuzun çoğunda yok, olanlar da popüler kültüre kapılıp bu meziyetlerini köreltiyorlar çünkü toplum bize bunu dayatıyor. Popüler konuları bilelim ki yarın okula ya da ofise gittiğimizde oradaki boş kişilikler bizi aralarına kabul etsinler ve toplumda bir yerimiz olsun, hem egomuz da tatmin olmuş olur böylece. Ne de olsa işten kaytarırken bilim kültür dergisi okumak yerine Bu Tarz Benim’deki kızların tartışmasını ya da Beyaz Futbol’daki saçma muhabbetleri konuşacağız, onlar önemli çünkü.

 Şunu kabul edelim, cahil bir toplumda yaşıyoruz. Hemen her gün gereksiz moda, magazin ve futbol programları izliyoruz. Bunlarla ilgilenmek yanlış değil ama duygusal bir milletiz ve her şeyin bokunu çıkarma kapasitemiz mevcut ve biz bunların bokunu çıkarıyoruz. Kaçımız Antarktika’da araştırma üssü kuracağımızı duydu ya da konuştu? Çok azımız. Ama ben dâhil hepimiz o saçma programları izliyoruz ya da en azından bilgi sahibiyiz. En başta dedim; modern dünyada toplumlar yönlendirilirler. General Franco on binlerce kişiyi Santiago Bernabeu gibi devasa statlara topladı ki çevirdiği işler dikkat çekmesin. Şimdiki siyasilerin işi daha kolay çünkü televizyon var, on binler yerine milyonları oyalayabiliyorlar artık ve daha fazlası; halkı ne hale getirmek istiyorlarsa onu izlettirip bilinçaltına işliyorlar ki halk robotlaşsın, duygusuzlaşsın, düşünmesin, sadece yaşasın, tüketsin ve gereksiz işlerle uğraşsın ve tabii ki hükumete ayakbağı olmasın. Popüler kültürün kölesi olmuş halk da olandan bitenden habersiz ona dayatılanı izliyor. Bahsettiğim programlar ve türevlerinin hemen her bölümünde bir olay çıkıyor. Moda programı diyorlar ama sanki kızları çingene mahallesinden toplamışlar. Bariz şekilde gözüme battığı için o programdan bahsediyorum, diğerlerinde de benzer durumlar mevcut. Bu ülke aylarca Murat Boz’un memelerini, Fatmagül’e yapılan tecavüzü, Bihter’in orospuluğunu konuştu. Olumsuz davranış örnekleri ve gereksiz bilgilerle dolu televizyon kanalları her gün bize malzeme çıkardı ki torba yasalar, bilimsel gelişmeler, sanat etkinlikleri gibi gerçekten önemli meselelerle ilgilenemeyelim.


‘’Ignorence is bliss.’’ sözü ne kadar da doğru. Cahil kişi/toplum mutludur çünkü olan biteni göremez ve bilmez. Olan biten Özgecanların tecavüze uğraması ya da kadına şiddet değil sadece bunlar bize yarın okulda/işte konuşalım da beynimiz oyalansın diye verilen çerezler. Olan biten aslında toplumsal ahlakımızın bozulması. Lafa gelince hepimiz Müslümanız, peki insan mıyız? Öncelikli soru bu olmalı. İnsan onuruna yakışır şekilde davranıyor muyuz? Ama o önemli değil, önemli olan Starbucks’ta oturup caramel macchiatomuzu yudumlarken sosyal medyada Che’nin özlü sözünü paylaşmak. Bu sadece bir örnek. Bugün o canilere sövüp duran erkeklerden yarın Taksim’de selfie çekinen şortlu Çinli kıza laf atacaklar olacak mesela. Riyakarlığımız en başta kendimize, önce kendimizi kandırıyoruz ve ilk bundan vazgeçmeliyiz tabii egomuz izin verirse. Ama bu böyle bir toplumda mümkün değil. Hepimiz önce kendimizi sorgulamalıyız.